[vc_row][vc_column][vc_column_text]

Cuma Hutbesi 4 Aralık 2020

 

Hz. Resulüllah’ın (sav) yüce mertebeli, raşid Halifesi Hz. Ali Bin Ebu Talib’in güzel vasıfları – 2

[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”2/3″][vc_raw_html]JTNDaWZyYW1lJTIwd2lkdGglM0QlMjIxMDAlMjUlMjIlMjBoZWlnaHQlM0QlMjIzNzAlMjIlMjBzcmMlM0QlMjJodHRwcyUzQSUyRiUyRnd3dy55b3V0dWJlLmNvbSUyRmVtYmVkJTJGUWRrcHpoVzNBN28lMjIlMjBmcmFtZWJvcmRlciUzRCUyMjAlMjIlMjBhbGxvdyUzRCUyMmFjY2VsZXJvbWV0ZXIlM0IlMjBhdXRvcGxheSUzQiUyMGNsaXBib2FyZC13cml0ZSUzQiUyMGVuY3J5cHRlZC1tZWRpYSUzQiUyMGd5cm9zY29wZSUzQiUyMHBpY3R1cmUtaW4tcGljdHVyZSUyMiUyMGFsbG93ZnVsbHNjcmVlbiUzRSUzQyUyRmlmcmFtZSUzRQ==[/vc_raw_html][vc_column_text]Hz. Halifetü’l Mesih 5 (Allah yardımcısı olsun) 4 Aralık 2020’de İslamabad (UK) Mübarek Camisinde Cuma Hutbesi verdi. Hutbe çeşitli dillerde tercüme ile birlikte MTA televizyonunda canlı olarak yayınlandı. Huzur-i Enver, kelime-yi şehadet ve Fatiha suresinden sonra şöyle buyurdu:

Geçen haftadan Hz. Ali’yi (ra) anlatıyordum, bugün de aynı konuya devam edeceğim. Hz. Ali’nin muvahatı ile ilgili rivayette şöyle geçer: Hz. Resulüllah (sav) bir defa Mekke’de muhacirler arasında muvahat kurdu,  sonra Medine’ye hicretten sonra Muhacirler ve Ensar arasında da muvahat kurdu. Bu her ikisinde de Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Ali’yi kendi kardeşi seçti. Hz. Ali (ra) Bedir gazvesine de katıldı ve Tebük Gazvesi hariç diğer bütün gazvelere de Peygamber Efendimiz ile birlikte katıldı. Tebük Gazvesinde Hz. Resulüllah (sav) onu aile üyelerinin gözetimi için tayin etmişti. Hz. Saad Bin Ubade (ra), Peygamber Efendimizin alemdarı (sancaktarı) olurdu ancak savaş başladığında sancağı Hz. Ali (ra) alırdı.

Hicri 2 yılı Cemaziyel evvel’de Aşîre gazvesi günlerinde Hz. Ammar Bin Yasir ve Hz. Ali bir yerde toprağa uzanmış uyuyorlardı. Bu esnada Hz. Resulüllah (sav) o ikisini ayağı ile dokunarak uyandırdı. Sonra Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: Ben size en bedbaht iki adamı anlatayım. Birincisi Semud kavminden, Hz. Salih’in (as) devesinin bacaklarını kesen adamdı; İkincisi ise ey Ali! Senin kafana saldıracak olan adamdır, o kadar ki sakalın kan ile ıslanacak.

Safvan Gazvesine Bedrü’l Ula (birinci Bedir) de denir. Bu gazve Hicri 2 yılı Cemaziyel Ahir ayında meydana geldi. Bu gazvede Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Ali’ye (ra) beyaz sancak vermişti.

Hicri 2 yılında Bedir Gazvesinde Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Ali, Hz. Zübeyr, Hz. Saad Bin Ebi Vakkas ve Hz. Besbes Bin Amr’ı müşrikler hakkında bilgi edinmek için Bedir Kuyusuna yollamıştı.  Aynı şekilde iki ordu karşı karşıya geldiğinde kafirler tarafından mübareze (teke tek döğüş) talep edildiğinde Ensar’ın gençleri onlara karşılık vermek istedi. Hz. Resulüllah (sav) ilk karşılaşmaya Ensar’ın katılmasına mani oldu ve kendi amca çocuklarından ve kendi kavminden bu şevketin ortaya çıkmasını münasip gördü. Velhasıl Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: Ey Beni Haşim! Kalk ve hakkın için savaş. Nitekim Hz. Hamza, Hz. Ali ve Hz. Ubeyde Bin Haris ayağa kalktı. Karşılarına çıkanlardan Hz. Ali Velid’i ve Hz. Hamza da Utbe’yi gebertti. Hz. Ubeyde Bin Haris’in rakibi olan Şeybe ise hamle yapıp Hz. Ubeyde’nin bacağını yaraladı, ancak Hz. Ali ve Hz. Hamza onu da geberttiler.

Hz. Mirza Beşir Ahmed Bedir Gazvesi konusunda Hz. Ali’nin şu ifadesini nakleder: Ben savaşıyorken Hz. Resulüllah (sav) aklıma gelirdi ve ben onun çadırına doğru koşardım. Fakat her ne zaman gittiysem kendisini secdede yalvarırken buldum.

Hz. Fatıma (ra), Peygamber Efendimizin evlatları arasında en çok sevdiği idi. Onun yaşı aşağı yukarı on beş olunca evlilik mesajları gelmeye başladı. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer bile onunla evlenmek için ricada bulundular, ancak Peygamber Efendimiz (sav) kabul etmedi. Bunun üzerine bu iki ermiş, Peygamber Efendimizin iradesinin Hz. Ali’den yana olduğunu anlayarak, Hz. Ali’yi teşvik ettiler. Hz. Ali (ra) Peygamber Efendimize bu konuda ricada bulunduğunda o, bana  zaten bununla ilgili Allah-u Teala’dan işaret gelmişti, buyurdu. Nitekim Hz. Fatıma’nın rızası öğrenildikten sonra Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın nikahı Hicri 2 yılı Zilhicce ayında kıyıldı. Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Ali’ye mehiri nasıl ödeyeceğini sordu ve Bedir savaşı ganimetlerinden payına düşen zırhı satarak halletmesi konusunda yol gösterdi.

Huzur-i Enver, hak mehir konusu gelince şöyle dedi: Bundan anlaşıldı ki bu derhal eda edilmesi gereken bir haktır. Mehirin, talak (erkeğin boşaması) veya hul’a (kadının boşanması) ile bir ilgisi yoktur. Eğer kadınlar talep ederlerse bu onların hakkıdır, talep ettikleri anda ödenmesi gerekir.

Hz. Fatıma’nın çeyizinde bir işlemeli örtü, deriden yapılmış bir yatak, bir su testisi ve bir rivayete göre bir de el değirmeni vardı. Hz. Ali, Peygamber Efendimizin tavsiyesi ile geçici bir ev ayarladı ve Hz. Fatıma o eve gelin gitti.

Hz. Ali ve Hz. Fatıma ellerinin darlığı ve fakirliklerine rağmen her zaman takva ve kanaat örneği sergilediler. El değirmeni kullanmaktan Hz. Fatıma’nın elleri ağrımıştı ve o günlerde Peygamber Efendimize birkaç köle gelmişti. Nitekim Hz. Fatıma, Peygamber Efendimize sıkıntısını açtı. Hz. Resulüllah (sav), Hz. Ali ve Hz.Fatıma’ya şöyle buyurdu: Ben size, sizin istediğinizden daha iyi bir şey söyleyeyim: Yatağınıza uzandığınızda 34 kere Allahu ekber, 33 kere Subhanallah ve 33 kere Elhamdülillah deyin. Bu, her ikiniz için de hizmetçiden daha iyidir.

Hz. Muslih Mevud (ra) bu olayla ilgili şöyle der: Bundan anlaşılıyor ki Peygamber Efendimiz (sav) malların dağıtılmasında böylesine ihtiyatlıydı. Eğer isteseydi Hz. Fatıma’ya hizmetçi verebilirdi ancak Peygamber Efendimiz ihtiyatlı davrandı ve o mallardan kendi akrabalarına vermek istemedi. Çünkü eğer öyle yapsaydı, gelecekte insanların bundan bir takım neticeler çıkartması ve padişahların, insanların mallarını kendileri için caiz görmesi ihtimali vardı.

Hz. Resulüllah (sav) bir gece Hz. Ali ve kızı Hz. Fatıma’nın evine teşrif etti ve teheccüd namazı kılıp kılmadıklarını sordu. Hz. Ali şöyle arzetti: Canlarımız Allah’ın elindedir, O bizi kaldırmak istediğinde kaldırıyor. Peygamber Efendimiz (sav) teheccüd kılın, buyurdu ve kalkıp evine doğru gitti. Yolda sık sık Kuran-ı Kerim’in şu ayetini okuyordu ( وَکَانَ الْاِنْسَانُ اَکْثَرَ شَیْءٍ جَدَلًا ) yani insan ekseriyetle hatasını kabul etmekten çekinir ve çeşitli deliller ileri sürerek kendi kusurunun üstünü örter.

Hz. Muslih Mevud şöyle der: Maşallah! Peygamber Efendimiz, Hz. Ali’ye, böyle bir cevap vermemesi gerektiğini ne kadar güzel bir tarz ile anlattı. Başka birisi olsa tartışmaya başlardı; Benim pozisyonumu ve makamı göz önüne alın bir de verdiğiniz cevaba bakın! Acaba benim sözümü reddetme hakkınız var mı? Diyebilirdi. Bu değilse de en azından tartışmaya başlayıp, insanın mecbur olduğu ve bütün yaptıklarının Allah’ın tasarrufunda olduğu şeklindeki iddianız yanlıştır, zorlama Kuran’a aykırıdır, diyebilirdi. Ancak Peygamber Efendimiz her iki yolu da benimsemedi. Bu hadis, Peygamber Efendimizin ahlakının çeşitli yönlerine ışık tutmaktadır. İlk olarak, Peygamber Efendimiz dindarlığa o kadar dikkat ediyordu ki gece vakti dolaşıp yakınlarının dindarlığına dikkat ediyordu. İkincisi; Geceleyin gizli vakitte  kendi kızı ve damadına bu nasihati yapması gösteriyor ki dünyaya sunduğu öğretiye Peygamber Efendimiz kendisi de kamil bir şekilde iman ediyordu.

Huzur-i Enver, Hz. Ali hakkındaki konuya gelecek sefer devam edeceğini bildirdi. Daha sonra Pakistan’da daha da sertleşen durumlardan bahsederek şöyle dedi: Bazı hükümet yetkilileri, mollaların peşinden giderek, onlarla ittifak kurarak ne kadar zarar verebiliyorlarsa vermeye çalışıyorlar. Bu yüzden özel olarak dua edin. Rabvah’ta yaşayan Ahmediler olsun yahut Pakistan’ın diğer şehirlerinde yaşayan Ahmediler olsun, Allah-u Teala hepsini muhafaza etsin. Şerli kimselerin şerrinden korusun. Onların son derece korkunç ve tehlikeli planlarından onları korusun ve onların biran evvel yakalanması için imkanlar yaratsın. Amin.

Hutbenin sonunda Huzur-i Enver dört merhumdan hayırla bahsetti ve onların gaip cenaze namazlarını kıldıracağını bildirdi.

İlki, Kanada’dan muhterem komutan Çodri Muhammed Eslem bey idi. O, 2 kasımda Kanada’da vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhum 1929’da doğmuştu. Pencap Üniversitesinde Doktor Abdusselam’ın gözetiminde fizik dalında yüksek lisans yapmıştı. Merhum, Pakistan Donanmasına bağlı olarak kilit görevlerde hizmet etme fırsatı buldu. 1993’de emekli olduktan sonra hayatını dine vakfetmek istedi ve çesitli hizmetlerde bulundu. Arkasında hanımıyla birlikte üç de oğul bıraktı.

İkinci cenaze, Pakistan’dan Şahine Kamer hanım idi. Merhume, oğlu Samar Ahmed Kamer ile birlikte 12 kasımda bir kazada vefat etmişti İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.  Merhume vefat vaktinde 38 yaşındaydı ve oğlu Samar Ahmed Kamer ise 17 yaşındaydı ve öğrenciydi. Merhumenin cemaat işlerine özel ilgisi vardı. Aynı şekilde sevgili Samar Ahmed Kamer de Hüdam-ül Ahmediye’de çok faal idi.

Bir diğer cenaze, Saide Afzal Khukhar hanım idi. O, Şehit Muhammed Afzal beyin hanımı idi  ve 12 eylülde Kanada’da vefat etti. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Merhumenin oğlu Eşref Khukhar da şehit olmuştu. Merhume son derece sabırlı, misafirperver, fakir fukaraya düşkün bir hanımefendi idi. Arkasında bir oğul ve üç kız evlat yadigar bıraktı.

Huzur-i Enver, bütün merhumların mağfireti ve derecelerinin yükseltilmesi için dua etti.[/vc_column_text][/vc_column][vc_column width=”1/3″][vc_widget_sidebar sidebar_id=”avada-custom-sidebar-videosider”][/vc_column][/vc_row]